Şu sıralar GO adında bir oyunla ilgileniyorum.
Daha önce müteaddit defalar duymuş olmama rağmen oyun olması hasebiyle ilgimi çekmemişti. Ama
şu adreste http://www.go.metu.edu.tr/ okuduğum yazılar; oyunun ilgimi çekmeyi başarmasına sebep oldu.
Oyunun bana çağrıştırdığı düşünceler çok çeşitli, oyunun kurallarının basitliği, ama aynı zamanda çok zor olan oyunun geneli, siyah ve beyaz taşların birbirleri ile dansı, felsefesi , hayatla olan benzerliği, ve daha önemlisi ilgi duyduğum konular ile ilgili verdiği fikirler....
Anlam bilim, evet anlam bilimle ilgisi olabilir bu oyunun, bu beni heyecanlandıran bir düşünce;
İnsan beyni kavramları algılarken, olguların ve ŞEY lerin zıtlarını gözönünde bulundurur.
Go Ban üzerinde başlangıçta hiç bir taş yoktur. Aynen yeni doğmuş bir bebeğin beyni gibi. İki rakip, siyah ve beyaz taşlar GO BAN üzerinde ilk taşlarını koyduklarında bebek etrafını gözlemektedir henüz, bilgi her taraftan gelmekte, gelen bilgi kendi anlamına uygun olarak tahta üzerinde bir şekil almaya çalışmaktadır. Zıt anlamlar veya benzeşen anlamlar kendi varlık alanlarına sahip olurken bazen başka varlık alanlarına müdahil olurlar. Bazen o alanları güçlendirir, bazen zayıflatırlar.
Ama her oyun, yani beyin kendine özgüdür, özgün bir bütündür. Oyun biraz ilerleyince, şekiller ortaya çıkmaya başlar, genç artık ergen döneme girmiş ve çatışmalar başlamıştır.
Çatışmada galip gelen fikirler, olgunluk ve ihtiyarlık dönemlerinin şeklini belirler. Oyunun sonuna doğru hareket kısıtlanmış yani fikirler oturmuş hatta önyargılar oluşmuştur.
Bu önyargılar ihtiyarlıkta ve son nefeste hangi fikirlerin baskın hangilerinin artık önemsiz olduğunun göstergesidir.
Oyunun sonu hayatın muhasebesidir. Beyaz taşlar daha çok alan çevrelemişse Beyazlar, aksi durumda siyahlar oyunun galibidirler.
Hayat gibi; yaşanan hiç bir şey, artık geri alınamaz, hiç bir bilgi yok olmaz, ancak şekil değiştirir.
Taşların özgürlük noktaları bir kavrama verdiğimiz anlamın hareket noktaları gibidir. Eğer kavram yaşam alanımızda değilse ölüdür. anlamı yoktur. Yaşam alanımızda olmaması iki şeye bağlıdır, ya o kavram, zıt kavramlarla çevrili ya da aramızda herhangi bir bağlantı bulunmamaktadır.
Eğer yaşam alanımızda kaçacak, nefes alacak bir yer, bir teselli varsa olumsuzlukların bizi çevrelemesi bize zarar veremez. Hayatın icmali değilsede kısmi toplamı bizi mutlu etmeye, o düşünce mantalitesi içerisinde bizi var etmeye devam eder.
Ve son olarak; sonuçsuz, amaçsız kısır döngüler, fasid daireler kimseye bir yarar sağlamaz.
1 Mart 2010 Pazartesi
5 Kasım 2009 Perşembe
Daha Formel
Madde ve Enerjinin yapısı hakkındaki yazdıklarım sanırım bazı anlaşılmaz noktalar içeriyor.
Bu sebeple bazı sorular hazırladım. Bu soruların ve bu sorulara verdiğim yanıtların düşüncelerimi ifade etmekte daha bilimsel temellere sahip olacağını umuyorum.
Bu kavramları kendi kuramımla açıklamadan önce, Kuantum Kuramının bu kavramları açıklamada kullandığı tanımları verecek, daha sonra ise benim açıklamamı yazacağım. Aşağıda ele alacağım konulardan bazıları var bu konuları zaman içerisinde yavaş yavaş açıklamaya çalışacağım.
-------------------------------------
Elektromagnetik Kuvvet Nedir ?
Elektrozayıf Kuvvet Nedir ?
Strong (Güçlü -Ağır) Kuvvet Nedir ?
Kütle Çekim Kuvveti Nedir ?
Kuvvet Taşıyıcı parçacıklar nedir ?
Hadronlar Nedir ?
Leptonlar Nedir ?
Quarklar Nedir ?
Foton Nedir ?
Nötrino Nedir ?
Madde nedir ?
Enerji Nedir ?
Boşluk Nedir ?
..............
..............
Evren Neden Kuantize yapıda davranmaktadır ?
Girişim Nasıl Olmaktadır. ?
FotoElektrik Olay Nedir ?
Girişim, Kırınım, nasıl çalışmaktadır ?
Hareket, İvme
İzafiyet kuramını nasıl açıklıyorum ?
Işıktan hızlı olmak ya da olmamak ?
Karadelikler ?
Solucan delikleri
Zaman ve zamanda yolculuk mümkün mü ?
Sicim kuramı Evreni nasıl açıklamaktadır ve
Neden Evren bu şekildedir ?
..............
..............
Heinsberg Belirsizlik ilkesi neden var ve nasıl ?
Gözlemci olayı nasıl etkiler ?
Klasik Fizik (Newton Fiziği) ile Kuantum Fiziği arasındaki uyuşmazlık var mı yok mu ?
Dalga Parçacık ikiliği var mı ?
Olasılık dalgası nedir ?
EPR ve Aspect (Alain Aspect) Deneyi nasıl mümkün olabilir ?
Schrödinger’in Kedisi Yaşıyor mu ? Ya da Ölçümün ölçümünün ölçümü mümkün mü ?
TOE kuramlarında Kütleçekim neden dışarıda ?
TOE (Theory Of Everthing) Herşeyin teorisi, gerçekten herşeyin teorisi mi ?
Sicim ve Membran dışında gravitasyonun Kuantum modeli mümkün mü ?
Kuantum Modeli Nasıl olupta sonuçları doğru veriyor ?
Kuantum Modeli gerçeğin aynadan görülmesi mi ?
TOE için Kuantum dışında farklı bir Kuram geliştirmek gerekir mi , Neden ?
Bu sebeple bazı sorular hazırladım. Bu soruların ve bu sorulara verdiğim yanıtların düşüncelerimi ifade etmekte daha bilimsel temellere sahip olacağını umuyorum.
Bu kavramları kendi kuramımla açıklamadan önce, Kuantum Kuramının bu kavramları açıklamada kullandığı tanımları verecek, daha sonra ise benim açıklamamı yazacağım. Aşağıda ele alacağım konulardan bazıları var bu konuları zaman içerisinde yavaş yavaş açıklamaya çalışacağım.
-------------------------------------
Elektromagnetik Kuvvet Nedir ?
Elektrozayıf Kuvvet Nedir ?
Strong (Güçlü -Ağır) Kuvvet Nedir ?
Kütle Çekim Kuvveti Nedir ?
Kuvvet Taşıyıcı parçacıklar nedir ?
Hadronlar Nedir ?
Leptonlar Nedir ?
Quarklar Nedir ?
Foton Nedir ?
Nötrino Nedir ?
Madde nedir ?
Enerji Nedir ?
Boşluk Nedir ?
..............
..............
Evren Neden Kuantize yapıda davranmaktadır ?
Girişim Nasıl Olmaktadır. ?
FotoElektrik Olay Nedir ?
Girişim, Kırınım, nasıl çalışmaktadır ?
Hareket, İvme
İzafiyet kuramını nasıl açıklıyorum ?
Işıktan hızlı olmak ya da olmamak ?
Karadelikler ?
Solucan delikleri
Zaman ve zamanda yolculuk mümkün mü ?
Sicim kuramı Evreni nasıl açıklamaktadır ve
Neden Evren bu şekildedir ?
..............
..............
Heinsberg Belirsizlik ilkesi neden var ve nasıl ?
Gözlemci olayı nasıl etkiler ?
Klasik Fizik (Newton Fiziği) ile Kuantum Fiziği arasındaki uyuşmazlık var mı yok mu ?
Dalga Parçacık ikiliği var mı ?
Olasılık dalgası nedir ?
EPR ve Aspect (Alain Aspect) Deneyi nasıl mümkün olabilir ?
Schrödinger’in Kedisi Yaşıyor mu ? Ya da Ölçümün ölçümünün ölçümü mümkün mü ?
TOE kuramlarında Kütleçekim neden dışarıda ?
TOE (Theory Of Everthing) Herşeyin teorisi, gerçekten herşeyin teorisi mi ?
Sicim ve Membran dışında gravitasyonun Kuantum modeli mümkün mü ?
Kuantum Modeli Nasıl olupta sonuçları doğru veriyor ?
Kuantum Modeli gerçeğin aynadan görülmesi mi ?
TOE için Kuantum dışında farklı bir Kuram geliştirmek gerekir mi , Neden ?
19 Ekim 2009 Pazartesi
Zaman
Zaman gizemli nesne:
Ne olduğu hakkında herkesin bir şey söylediği , ama aslında kimsenin ne olduğunu bilmediği şey;
Zaman için 4. boyut diyenler var, ama insanlar zaman hakkında konuştuklarında her zaman:) aynı şeyi kastetmezler.
Zaman hareket demektir. Eğer hareket yoksa zamandan söz edemeyiz. Halbuki bazıları için zaman hatıralar demektir. Onların hangi hareketli veya hareketsiz eylemler içerdiği önemli değildir.
Bazıları kalplerinden, bazıları kafalarından akıtır zamanı..
Teknik olan ise tamamen ruhsuzdur.
Teknik olan; "iki olgu arasında geçen süre miktarıdır" der.
Kafasından akıtan zamanı;
"Geçmiş tarihtir benim geleceğim önemlidir, tarih geleceğim için gereklidir. Ama en değerli olan şimdiki zamandır" der.
Kalbinden akıtan ise; "Hatıralarım geçmişte kaldı ama onlar aslında her an benimle birlikte, geleceğim ne olacak bilemiyorum ama aklım var olduğu sürece hatıralarımda benimle beraber gelecek." der.
Pişmanlıkları olan; zamanda geri gitmek ister, geri gitmek istediği zaman aslında acı tatlı hatıralarının olduğu zamandır.
Fizikçi onun derdini anlamaz, çünkü onun için zaman mekaniktir. Anlayamadığı anlamladıramadığı olguyu mekanik olarak tanımlamıştır.
O , "zamanda geri gidilir" dediğinde aslında hatıralarına gidebilirsin demez, onlar yaşanmıştır ve bir daha yaşanmasına veya istediği senaryo ile tekrar olmasına imkan yoktur.
Ama algıda seçicilik iş başındadır. O büyük büyük büyükbabasını göreceğini düşünmektedir. Halbuki geri giden zamandır mekan değil. İstediğinin olması ancak, her mekan koordinatının an'ın en küçük birimi için yine mekan içinde var olması gerekir. Halbuki zaman geçmektedir ama o zamanın geçmekte olduğu mekan yine aynı mekandır.
Mekan ; zamanda geri gittiğinde artık o yerde değildir. Mekan gelecekte kalmıştır o kendi zamanını yaşamaktadır. Geçmişe yolculuk yapan kişi ise; yeni mekanda yine yeni bir zaman ile başbaşadır.
Maalesef geçmişte bıraktıkları sadece Kalbinin bir yerinde saklanan Hatıralarındadır.
Ne olduğu hakkında herkesin bir şey söylediği , ama aslında kimsenin ne olduğunu bilmediği şey;
Zaman için 4. boyut diyenler var, ama insanlar zaman hakkında konuştuklarında her zaman:) aynı şeyi kastetmezler.
Zaman hareket demektir. Eğer hareket yoksa zamandan söz edemeyiz. Halbuki bazıları için zaman hatıralar demektir. Onların hangi hareketli veya hareketsiz eylemler içerdiği önemli değildir.
Bazıları kalplerinden, bazıları kafalarından akıtır zamanı..
Teknik olan ise tamamen ruhsuzdur.
Teknik olan; "iki olgu arasında geçen süre miktarıdır" der.
Kafasından akıtan zamanı;
"Geçmiş tarihtir benim geleceğim önemlidir, tarih geleceğim için gereklidir. Ama en değerli olan şimdiki zamandır" der.
Kalbinden akıtan ise; "Hatıralarım geçmişte kaldı ama onlar aslında her an benimle birlikte, geleceğim ne olacak bilemiyorum ama aklım var olduğu sürece hatıralarımda benimle beraber gelecek." der.
Pişmanlıkları olan; zamanda geri gitmek ister, geri gitmek istediği zaman aslında acı tatlı hatıralarının olduğu zamandır.
Fizikçi onun derdini anlamaz, çünkü onun için zaman mekaniktir. Anlayamadığı anlamladıramadığı olguyu mekanik olarak tanımlamıştır.
O , "zamanda geri gidilir" dediğinde aslında hatıralarına gidebilirsin demez, onlar yaşanmıştır ve bir daha yaşanmasına veya istediği senaryo ile tekrar olmasına imkan yoktur.
Ama algıda seçicilik iş başındadır. O büyük büyük büyükbabasını göreceğini düşünmektedir. Halbuki geri giden zamandır mekan değil. İstediğinin olması ancak, her mekan koordinatının an'ın en küçük birimi için yine mekan içinde var olması gerekir. Halbuki zaman geçmektedir ama o zamanın geçmekte olduğu mekan yine aynı mekandır.
Mekan ; zamanda geri gittiğinde artık o yerde değildir. Mekan gelecekte kalmıştır o kendi zamanını yaşamaktadır. Geçmişe yolculuk yapan kişi ise; yeni mekanda yine yeni bir zaman ile başbaşadır.
Maalesef geçmişte bıraktıkları sadece Kalbinin bir yerinde saklanan Hatıralarındadır.
İki sayının arası
İki sayının arasında ne vardı ?
Elbette başka bir sayı, ama sayılara farklı bir pencereden bakan biri için öyle değildi durum.
Eğer sayı tabanı 10 ise ; en kücük sayı 0 en büyük sayı 9 idi. 10 'dan büyük sayılar başka bir evrene aitti ama insanlar o sayı evreninden bu sayı evrenine Vize, pasaport hiç sormadan gelip geçiyorlardı.
Halbuki orası başka bir alemdi. Evet bunlardan daha büyük sayılar arasındaki ilişkiyide yine onlar belirliyordu ama aslında orada yeni olan bir şey daha vardı.
Basamak..!!
İşte bu sayıların arasındaki boşluğu belirsiz yapan, o gizemli boşluğu oluşturan 0 ile 9 arasında 10 tamsayı vardı. Ama kesirli sayılardan kaçtane idi. Diyorlardı ki SONSUZ.. !!!
Ya kesirlerin her aşamada ne kadar artacağını ben belirlersem ve desem ki buna 10'luk kesir sayı tabanı,
o zaman 0 ile 1 arasında sadece 10 tane kesirli sayı olacak.
Peki onluk kesir sayı tabanının iki sayısı arasında ne kadar sayı var ?
İki sayı arasında bir kesrin 10'da biri kadar adımı varsa, cevap 10 olmalı...
İşte bunu sonsuz kere de tekrarlasak, cevap hep aynı olacak her zaman 10 tane sayı, ama her seferinde
daha da küçülecek sayı tabanlarımız.
En küçükte ve en büyükte biteviye tekrar eden aynı şey, Aynen Fraktaller gibi.
Frakteller, kesikli yapılar, aralarında ne olduğu bilinmeyen yapılar, herşey başlangıç değerine bağlı ve hassas
başladığınız yer 1/1000 basamağı ise bundan daha küçük sayı tabanları ve dönüşümler yapı müthiş derecede kendine benzer ama yinede öngörülemez bir bütün, parçaya baktığımızda inanılmaz ölçüde basit bütüne baktığımızda aynı derecede kaotik,
Acaba bütün kaotik sistemler, sayıların bu fraktal yapısından mı oluşmuşlar ?
Yoksa onlar süreklide biz ölçüp biçerken bu sayıları kullandığımızdan mı, tüm heryerde kaotik yapılar görüyoruz ?
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
Elbette başka bir sayı, ama sayılara farklı bir pencereden bakan biri için öyle değildi durum.
Eğer sayı tabanı 10 ise ; en kücük sayı 0 en büyük sayı 9 idi. 10 'dan büyük sayılar başka bir evrene aitti ama insanlar o sayı evreninden bu sayı evrenine Vize, pasaport hiç sormadan gelip geçiyorlardı.
Halbuki orası başka bir alemdi. Evet bunlardan daha büyük sayılar arasındaki ilişkiyide yine onlar belirliyordu ama aslında orada yeni olan bir şey daha vardı.
Basamak..!!
İşte bu sayıların arasındaki boşluğu belirsiz yapan, o gizemli boşluğu oluşturan 0 ile 9 arasında 10 tamsayı vardı. Ama kesirli sayılardan kaçtane idi. Diyorlardı ki SONSUZ.. !!!
Ya kesirlerin her aşamada ne kadar artacağını ben belirlersem ve desem ki buna 10'luk kesir sayı tabanı,
o zaman 0 ile 1 arasında sadece 10 tane kesirli sayı olacak.
Peki onluk kesir sayı tabanının iki sayısı arasında ne kadar sayı var ?
İki sayı arasında bir kesrin 10'da biri kadar adımı varsa, cevap 10 olmalı...
İşte bunu sonsuz kere de tekrarlasak, cevap hep aynı olacak her zaman 10 tane sayı, ama her seferinde
daha da küçülecek sayı tabanlarımız.
En küçükte ve en büyükte biteviye tekrar eden aynı şey, Aynen Fraktaller gibi.
Frakteller, kesikli yapılar, aralarında ne olduğu bilinmeyen yapılar, herşey başlangıç değerine bağlı ve hassas
başladığınız yer 1/1000 basamağı ise bundan daha küçük sayı tabanları ve dönüşümler yapı müthiş derecede kendine benzer ama yinede öngörülemez bir bütün, parçaya baktığımızda inanılmaz ölçüde basit bütüne baktığımızda aynı derecede kaotik,
Acaba bütün kaotik sistemler, sayıların bu fraktal yapısından mı oluşmuşlar ?
Yoksa onlar süreklide biz ölçüp biçerken bu sayıları kullandığımızdan mı, tüm heryerde kaotik yapılar görüyoruz ?
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
Kâf 50 / 6
Asil Sayılar
Asal sayılar, asalet unvanına sahip ender bulunan ama sayılarının sonsuz olduğu söylenen sayılardır.
Asaletleri, insanların onları ifade eden denklemi bulamamasından ama buna rağmen tüm sayıları oluşturan öz olmalarından ileri gelir. Aslında tüm sayılar değil sadece tam sayılar hatta 1 den büyük tüm tam sayılar demeliyiz.
Küme ifadesi olarak insanlar bunu sözle ifade etmişler, "Sadece 1'e ve kendisine bölünebilen sayılar asaldır"
Çift sayılar 2 * n; Tek sayılar 2 * n + 1 ; n, 0'dan sonsuza herhangi bir Tamsayı olmak üzere eğer belirli bir sıradaki Tek ya da Çift tamsayıyı bulmak isterseniz kullanacağınız Lineer denklemlerdirler.
Bunlar arasında önceden bilinebilecek, istediğiniz herhangi bir tanesini hesaplayacağınız ilişkiler içeren formüller vardır.
Ama asal sayılar için böyle bir şey söz konusu değildir, onlar ulaşılamaz, erişilemez, bilinemez sayılardır.
Onları ancak sezebilirsiniz, X sayısı %99,9 ihitimalle Asaldır,
ama % 0,1 ihtimalle asal olmayabilir. Eğer kesin olarak bilmek istersen, gereken süre 150 bin yıl; göze alırmısın bunu bilmeyi ?
İşte bu sayede şifrelemek için kullanmışlar onları , değerli bilgileri için..
Kimse göze almamış bu kadar zamanı ne olacağını bilemediği bir bilgi için..Zaten bilgiden daha değerli olan zaman , daha az değerli ile değişilir mi hiç ?
"Birden büyük ve birden başka KAT'ı olmayan sayılar Asil olmalı."
İşte asaletin sebebi bu olmalı; 1 sayısı sadece kendisine Ram olan, içinde başka sayı barındırmayan sayılara asalet unvanı bahşediyor. Yani bir sayısında BİR'leşiyor asil sayılar.
Bir ile BİRleşen sayı tüm sayıları kendinden üretiyor ve tüm sayılar içinde BİR 'i barındırıyor.
Böyle deyince; birden itibaren başlayan tüm tam sayıları, birbiri ile çarpmış, bir millet olmuş bunlar, içinde olmayan yokmuş; bir başka millet ise ayrılan, içinde birden gayri her şey olan ve birbiri ile çarpılan, ve hayretle görmüş ikisi arasındaki farkı;
Eksik olan bu ikinci millette BİR den başka katı olmayan ve BİR 'den büyük sayılarmış.
Eksiklik onları görünür kılmış, daha önce herhangi bir sayı iken; artık onların asaletini tüm sayılar anlamış.
Eksik olan millet, BİR'e Ram olmayan'dır.
BİR'leş(e)meyendir.
Asaletleri, insanların onları ifade eden denklemi bulamamasından ama buna rağmen tüm sayıları oluşturan öz olmalarından ileri gelir. Aslında tüm sayılar değil sadece tam sayılar hatta 1 den büyük tüm tam sayılar demeliyiz.
Küme ifadesi olarak insanlar bunu sözle ifade etmişler, "Sadece 1'e ve kendisine bölünebilen sayılar asaldır"
Çift sayılar 2 * n; Tek sayılar 2 * n + 1 ; n, 0'dan sonsuza herhangi bir Tamsayı olmak üzere eğer belirli bir sıradaki Tek ya da Çift tamsayıyı bulmak isterseniz kullanacağınız Lineer denklemlerdirler.
Bunlar arasında önceden bilinebilecek, istediğiniz herhangi bir tanesini hesaplayacağınız ilişkiler içeren formüller vardır.
Ama asal sayılar için böyle bir şey söz konusu değildir, onlar ulaşılamaz, erişilemez, bilinemez sayılardır.
Onları ancak sezebilirsiniz, X sayısı %99,9 ihitimalle Asaldır,
ama % 0,1 ihtimalle asal olmayabilir. Eğer kesin olarak bilmek istersen, gereken süre 150 bin yıl; göze alırmısın bunu bilmeyi ?
İşte bu sayede şifrelemek için kullanmışlar onları , değerli bilgileri için..
Kimse göze almamış bu kadar zamanı ne olacağını bilemediği bir bilgi için..Zaten bilgiden daha değerli olan zaman , daha az değerli ile değişilir mi hiç ?
----------------------------
Aslında bakan biri başka açıdan, cümleleri gibi anlaşılmaz önce insanlar tarafından. Tanımına bakmış Asil sayıların farklı düşünürmüş insanlardan, bu tanım ne tuhaf; bölme değil ki doğal olan, birleştirmeliyim insanlar gibi sayılarıda, öyleyse doğal tanım şöyle olmalı en azından.. "Birden büyük ve birden başka KAT'ı olmayan sayılar Asil olmalı."
İşte asaletin sebebi bu olmalı; 1 sayısı sadece kendisine Ram olan, içinde başka sayı barındırmayan sayılara asalet unvanı bahşediyor. Yani bir sayısında BİR'leşiyor asil sayılar.
Bir ile BİRleşen sayı tüm sayıları kendinden üretiyor ve tüm sayılar içinde BİR 'i barındırıyor.
Böyle deyince; birden itibaren başlayan tüm tam sayıları, birbiri ile çarpmış, bir millet olmuş bunlar, içinde olmayan yokmuş; bir başka millet ise ayrılan, içinde birden gayri her şey olan ve birbiri ile çarpılan, ve hayretle görmüş ikisi arasındaki farkı;
Eksik olan bu ikinci millette BİR den başka katı olmayan ve BİR 'den büyük sayılarmış.
Eksiklik onları görünür kılmış, daha önce herhangi bir sayı iken; artık onların asaletini tüm sayılar anlamış.
Eksik olan millet, BİR'e Ram olmayan'dır.
BİR'leş(e)meyendir.
17 Ekim 2009 Cumartesi
Madde - 5
İşte bu perspektiften bakınca, ayrıca atomun yapısı, kuarklar, leptonlar, hadronlar, mezonlar ve daha pek çok parçacık daha bir anlaşılır gözüküyor, ancak bilimin önemli bir engelini aşmak gerekiyor öncelikle
Bu engel parçacık engeli, bilim ilk zamanlardan beri maddeyi oluşturan en küçük parçayı bulmakta ısrar etmiştir. İlk olarak bölünemeyen en küçük parçaya atom demiştir, onuda tekrar bölmüş elektron, proton, nötron demiş daha sonra quarklar nötrinolar ve daha pekçok parçacık bulmuştur.
Ancak dikkat edilirse parçacık bulma alışkanlığından vazgeçmemiştir. Süreklilik insanların algılayabildiği bir şey değildir. insanlar herhangi bir olguyu sınırları olmadan, daha doğrusu o sınırlarda bir farklılık olmadan algılayamadıklarından parçalar, parçacıklar, katmanlar, kesikli değerler şeklinde evreni anlamaya çalışırlar.
aslında evren süreklilik arz ettiği halde, kesikli davranışlar gösterir, sayılar bile kesiklidir.
Halbuki madde çevresindeki akışkana bağlı, ancak akışkanın özelliklerinden dolayı ve sistemde mevcut olan enerji sebebiyle kesikli özellikler gösteren bir yapıdadır. Kuantum Fiziği işte bu akışkanın içerisindeki davranışlardan dolayı ortaya çıkmış bir gözlemdir.
Gözlemler doğrudur, ancak gözlerimiz bizi yanıltabilir.
Daha önceki bir yazımda ışığın hareket tarzını ifade etmiştim. işte bu hareket iki boyutlu ve iki düzlemde gerçekleşen ve 3. boyutta hareket olarak ortaya çıkan bir hareket tarzıdır.
Ancak bu hareket tarzında eğer 3. boyutta dairesel harekete (elektrik ve manyetik alan indüklemleri) katılırsa o takdirde ortaya çıkan formasyon bir doğru değil (ışık fotonu hareket doğrultusunda) bir küre olacaktır. Küre üzerinde akışkanın toplam yerdeğiştirmesi sıfırdır. Ancak yinede bir hareket vardır.
Bu kaotik dönme hareketleri çok sayıda belirli fraktal örüntüler oluşturacaklardır. Ayrıca klasik girişim deney sonuçlarına benzer sonuçlarda elde edilecektir. Dönme hareketinin hızı C 'dir ancak akıntılar dönel doğrusal ve kaotik' tir. akışkan küre içerisinde olmamalı veya kısa bir an için sütun şeklinde hareket etmelidir.
Klasik girişim deneylerinde düğüm noktaları vardır. dönme hareketinin çok uzağında bile mevcut olabilir. Ve fraktal örüntülerden (kendini tekrar etme) dolayı merkezdeki dönme hareketine çok benzeyecek ama birebir aynı olmayacaktır.
İşte bu anlatılanlar ışığında madde atomunu tekrar canlandırırsanız quark, proton, nötron, elektron, foton ve değişim parçacıklarının neler olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Benim düşünceme göre CERN deneyinde bulunan (?) parçacıklar işte bu akışkanın özellikleri sonucunda bulunabilmiştir. (?!). Elbette yenileride bulunacaktır.
Akışkan hakkındaki son ilginç bilgi ise şudur :
İnsanların var kabul ettikleri şey madde ve enerjidir, Bunun dışında kalan ise mutlak boşluktur. Bu boşluk tüm uzayı atomun içindeki boşlukta dahil olmak üzere doldurmaktadır. Maddenin var olabilmesi bu boşluğu dolduran akışkanın varlığına bağlıdır. Madde var olurken bu akışkanı dışarı atar ve yerine kendi geçer
Dolayısı ile boşluğun (buna yokluk diyelim) içinde, yokluğun dışarı atılması sonucu yokluğun yokluğu var olur
bu felsefi anlamda maddenin bugünkü tanımınada uygundur ama iki yokluktan oluşan madde, aslında etrafındaki yokluğada muhtaçtır.
Bu sebeple "Madde tanımlanamaz."
Bu engel parçacık engeli, bilim ilk zamanlardan beri maddeyi oluşturan en küçük parçayı bulmakta ısrar etmiştir. İlk olarak bölünemeyen en küçük parçaya atom demiştir, onuda tekrar bölmüş elektron, proton, nötron demiş daha sonra quarklar nötrinolar ve daha pekçok parçacık bulmuştur.
Ancak dikkat edilirse parçacık bulma alışkanlığından vazgeçmemiştir. Süreklilik insanların algılayabildiği bir şey değildir. insanlar herhangi bir olguyu sınırları olmadan, daha doğrusu o sınırlarda bir farklılık olmadan algılayamadıklarından parçalar, parçacıklar, katmanlar, kesikli değerler şeklinde evreni anlamaya çalışırlar.
aslında evren süreklilik arz ettiği halde, kesikli davranışlar gösterir, sayılar bile kesiklidir.
Halbuki madde çevresindeki akışkana bağlı, ancak akışkanın özelliklerinden dolayı ve sistemde mevcut olan enerji sebebiyle kesikli özellikler gösteren bir yapıdadır. Kuantum Fiziği işte bu akışkanın içerisindeki davranışlardan dolayı ortaya çıkmış bir gözlemdir.
Gözlemler doğrudur, ancak gözlerimiz bizi yanıltabilir.
Daha önceki bir yazımda ışığın hareket tarzını ifade etmiştim. işte bu hareket iki boyutlu ve iki düzlemde gerçekleşen ve 3. boyutta hareket olarak ortaya çıkan bir hareket tarzıdır.
Ancak bu hareket tarzında eğer 3. boyutta dairesel harekete (elektrik ve manyetik alan indüklemleri) katılırsa o takdirde ortaya çıkan formasyon bir doğru değil (ışık fotonu hareket doğrultusunda) bir küre olacaktır. Küre üzerinde akışkanın toplam yerdeğiştirmesi sıfırdır. Ancak yinede bir hareket vardır.
Bu kaotik dönme hareketleri çok sayıda belirli fraktal örüntüler oluşturacaklardır. Ayrıca klasik girişim deney sonuçlarına benzer sonuçlarda elde edilecektir. Dönme hareketinin hızı C 'dir ancak akıntılar dönel doğrusal ve kaotik' tir. akışkan küre içerisinde olmamalı veya kısa bir an için sütun şeklinde hareket etmelidir.
Klasik girişim deneylerinde düğüm noktaları vardır. dönme hareketinin çok uzağında bile mevcut olabilir. Ve fraktal örüntülerden (kendini tekrar etme) dolayı merkezdeki dönme hareketine çok benzeyecek ama birebir aynı olmayacaktır.
İşte bu anlatılanlar ışığında madde atomunu tekrar canlandırırsanız quark, proton, nötron, elektron, foton ve değişim parçacıklarının neler olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Benim düşünceme göre CERN deneyinde bulunan (?) parçacıklar işte bu akışkanın özellikleri sonucunda bulunabilmiştir. (?!). Elbette yenileride bulunacaktır.
Akışkan hakkındaki son ilginç bilgi ise şudur :
İnsanların var kabul ettikleri şey madde ve enerjidir, Bunun dışında kalan ise mutlak boşluktur. Bu boşluk tüm uzayı atomun içindeki boşlukta dahil olmak üzere doldurmaktadır. Maddenin var olabilmesi bu boşluğu dolduran akışkanın varlığına bağlıdır. Madde var olurken bu akışkanı dışarı atar ve yerine kendi geçer
Dolayısı ile boşluğun (buna yokluk diyelim) içinde, yokluğun dışarı atılması sonucu yokluğun yokluğu var olur
bu felsefi anlamda maddenin bugünkü tanımınada uygundur ama iki yokluktan oluşan madde, aslında etrafındaki yokluğada muhtaçtır.
Bu sebeple "Madde tanımlanamaz."
Madde - 4 --- Michelson-Morley Deneyi
Bu deney çok ilginç bir çıkarımdan yola çıkılarak tasarlanmış bir deney,
O zamanlar insanlar ışığın dalgalardan oluştuğunu düşünüyorlar. Ancak bir sorun var dünya ile güneş arasındaki muazzam boşluk, şimdiye kadar gözlemlenen dalgalar hep maddesel bir ortama ihtiyaç duymuşlar olmadığında dalgada gözlenememiş, öyleyse eğer ışık bir dalga ise güneş ile dünya arasındaki madde olmayan boşluğu nasıl geçipde gelebiliyor ? sorusu bilim inanlarını meşgul etmiş..
Sonuçta tüm boşluğu dolduran bir akışkanın var olduğu ve ışığın bu akışkanı kullanarak güneşten dünyamıza geldiği (dalgalar şeklinde) teorisini ortaya atmışlar. Maddeye tarihsel olarka ether adı verilmiş
Michelson ve Morley adlı bilim adamlarıda bu akışkanın varlığını ispatlamak üzere (ironik olarak) bu deneyi kurgulamışlar.
Kurgu yaklaşık olarak şöyle;
Güneş ve Dünya bu akışkanın içerisinde dönmekte, akışkan içerisinde hareket eden cisimler akışkanda bir hareket meydana getirirler bu akıntı diyeceğimiz olguya "ether rüzgarı" demişler.
Michelson ve Morley bir düzenekle birbirine dik doğrultuda iki ışık kaynağından çıkan ışıkları kesiştirerek interferometre adı verilen cihazla girişim desenleri oluşturup rüzgarın dolayısı ile ether'in varlığını ispatlamaya
çalışmışlar .
Teknik düzenekler Kurulduktan sonra deney yapılmış hemde pekçok kez ancak hiç bir girişim gözlenememiş buradan iki sonuç çıkarmışlar.
1 -- Esir yok 2. Dünya dönmüyor.
Sağduyu 2. maddeyi kabul etmediğinden, Esir yok denmiş
Bu noktada; benim düşüncelerime bu kadar yakın bir deneyin tarihte yapılmasından memnun oldum ancak buna rağmen benim vardığım sonuçlara varılamamasını anlayamadım ve deneyi inceledim.
Deneye bugünkü bilgiler ışığında tekrar bakıldığında, önemli eksiklikler göze çarpıyor.
En önemlisi deneyin ön koşulları ve kabulleri bu nokta benim baktığım açıdan son derece eksik o tarih için normal olan bu durum deneyin bugün tekrar yapılmasını gerekli kılıyor.
O zamanlar insanlar ışığın dalgalardan oluştuğunu düşünüyorlar. Ancak bir sorun var dünya ile güneş arasındaki muazzam boşluk, şimdiye kadar gözlemlenen dalgalar hep maddesel bir ortama ihtiyaç duymuşlar olmadığında dalgada gözlenememiş, öyleyse eğer ışık bir dalga ise güneş ile dünya arasındaki madde olmayan boşluğu nasıl geçipde gelebiliyor ? sorusu bilim inanlarını meşgul etmiş..
Sonuçta tüm boşluğu dolduran bir akışkanın var olduğu ve ışığın bu akışkanı kullanarak güneşten dünyamıza geldiği (dalgalar şeklinde) teorisini ortaya atmışlar. Maddeye tarihsel olarka ether adı verilmiş
Michelson ve Morley adlı bilim adamlarıda bu akışkanın varlığını ispatlamak üzere (ironik olarak) bu deneyi kurgulamışlar.
Kurgu yaklaşık olarak şöyle;
Güneş ve Dünya bu akışkanın içerisinde dönmekte, akışkan içerisinde hareket eden cisimler akışkanda bir hareket meydana getirirler bu akıntı diyeceğimiz olguya "ether rüzgarı" demişler.
Michelson ve Morley bir düzenekle birbirine dik doğrultuda iki ışık kaynağından çıkan ışıkları kesiştirerek interferometre adı verilen cihazla girişim desenleri oluşturup rüzgarın dolayısı ile ether'in varlığını ispatlamaya
çalışmışlar .
Teknik düzenekler Kurulduktan sonra deney yapılmış hemde pekçok kez ancak hiç bir girişim gözlenememiş buradan iki sonuç çıkarmışlar.
1 -- Esir yok 2. Dünya dönmüyor.
Sağduyu 2. maddeyi kabul etmediğinden, Esir yok denmiş
Bu noktada; benim düşüncelerime bu kadar yakın bir deneyin tarihte yapılmasından memnun oldum ancak buna rağmen benim vardığım sonuçlara varılamamasını anlayamadım ve deneyi inceledim.
Deneye bugünkü bilgiler ışığında tekrar bakıldığında, önemli eksiklikler göze çarpıyor.
En önemlisi deneyin ön koşulları ve kabulleri bu nokta benim baktığım açıdan son derece eksik o tarih için normal olan bu durum deneyin bugün tekrar yapılmasını gerekli kılıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)