Uzay Nedir ?
İnsanlar tarih boyunca başlarının üzerinde yükselen bu büyük boşluk üzerinde düşünmüşlerdir. Bu boşluğa pek çok isim vermişlerdir. Mesela bunlardan birisi GÖK !!
Yıldızlar ve diğer gök cisimlerinin bulunduğu bu alana bugün Uzay boşluğu adı verilmektedir. Kavram olarak Uzay; madde ve enerjiye ev sahipliği yapan bir mekandır. 3 boyutlu olrak gözlemlenmiştir, Zamanla birlikte 4 boyutlu bir sistem olarak kabul edilir. Dar anlamıyla Uzay gök cisimlerinin bulunduğuu bir mekan ve alan olmakla birlikte bugün aslında daha temel manada atom içi alanıda kapsayan bir özelliğe sahiptir. Dolayısı ile maddenin iç yapısında da büyük miktarda mekan yani Uzay vardır.
Buraya kadar anlattıklarım uzay hakkında bilinen ve kabul edilenlerdir.
Ancak benim amacım kendi düşüncelerimi buradan paylaşarak sonraki zamanlara ve insanlara bir hareket noktası bırakmaktır.
Benim düşünceme göre Uzay bir mekan olmasının ötesinde, bir varlıktır. Adına madde diyemeyeceğim, ama maddenin sahip olduğu özelliklerden belki bazılarına sahip olan bir varlık..
Bu düşünceye nereden vardım. ?
Fizik biliminin bulduğu yasalarda kullanılagelen bazı Evrensel sabitler vardır. Bunlar bulunan yasalarla gözlemlenen olguları birbirine uydurmaya yarayan sabitlerir. İnsanlar bir olguyu gözlemler onu modeller ve ölçerler. Ölçtükleri değer ile oluştuırdukları model ne kadar iyi uyarsa o kadar doğruya yaklaştıklarını düşünürler. Eğer çok büyük uyşmazlık varsa modeli yeniden oluştururlar.
Ama uyuşmazlık belli koşullar altında sabit kalıyorsa ozaman bir genel sabit bulurlar. bu sabit; O model ile Evren arasındaki bağlantıdır.
Bu yanlış değildir ama eksik kalan bir şeylerin olduğunu söyler.
İşte bu sabitlerden bazıları,
G : Evrensel Çekim sabiti
C: Işık hızı
e : Boşluğun birim elektrik sabiti;
m : Boşluğun birim manyetik sabiti ;
h : Planck Sabiti;
ve diğerleri için;
http://en.wikipedia.org/wiki/Physical_constant
işte bu sabitlerin kaynağı, düşünceme göre onun madde özellikleri gösteren niteliklerinden kaynaklanmaktadır. Uzay soyutlanmış anlamda içinde madde ve enerjinin olmadığı yerdir. Bir anlamda boştur. Bir şey yoktur yani.. Bu duruma rağmen uzaya, bir takım sabitler verebiliyoruz ve biz bunu normal karşılayabiliyoruz. Onu bükerek olmayan bir varlığın kütleçkimini oluşturmasını sağlamasını açıklayabiliyoruz. Bigbang teorisi ile onu sonsuz küçük bir tekillikten patlayarak genişleyebilen bir varlık olarak düşünebiliyoruz.
İşte bu boş olarak nitelediğimiz varlığın bu nitelikleri analojik olarak, bir sıvıyı andırmaktadır. sıvı içerisindeki sıvıyı oluşturan parçacıkların, hem kendilerine hemde sıvı içerisindeki diğer parçacıklara uyguladıkları etki bakımından , ayrıca sıvı içerisindeki dalgalar şeklideki enerji aktarımınında Uzay boşluğu ile aralarındaki benzerlik çok yüksektir.
Ancak benim iddiam; Uzay boşluğunun bir sıvıdan çok, bir katı şeklinde olduğu yönündedir. Küresel olarak kabul ettiğim boyutsuz noktasal parçlardan oluşmuştur. Bu noktaların aralarında Planck sabitinin yarısı kadar bir mesafe vardır. Ve iki parçacık arasındaki çekim kuvveti Casssimir Effect adı verilen etki ile bir çekim vardır. Bunun değeri hesaplanabilir .
Ancak bu çekim; noktaların birbirlerine göre maksimum Planck Uzunluğu kadar hareket etmesine izin verir.
8 noktadan oluşan bir birim küpe Marshall Kutusu adını verdim. Marshall Kutusu, 2 noktası arasında bir foton zamanız olarak hareket edebilir. İlginç olan Marshall Kutuları, birbirleri ile birleştiğindede iletimin teorik olarak zamansız olacağıdır. Ancak pratikte foton milyonlarca Marshall Kutusun hareketi sonucu olduğundan ikincil bir hareketin iletilmesi C yani ışık hızı ile olmaktadır. Yani bir zaman içerisinde gerçekleşmektedir.
Marshall kutusunun iki noktası arasındaki çekimin büyüklüğü, Uzay'ın bir sıvı değil tam aksine bir katı olmasını gerektirir. Adeta bir çelik blok....
Bu yapı üzerinde madde ve enerji bir sıvının üzerinde herhangi bir engelle karşılaşmadan rahatça ve serbestçe hareket edebilir. Ancak nasıl ki bir sıvının molekülleri arasındaki ekileşimin sonucu olarak sıvı yoğunluğu ve vizkosizte gibi değerleri varsa Uzay'ın nitelikleri arasında da Evrensel çekim sabiti elektrik ve manyetik sabitler Planck Sabiti ve diğer sabitler olur.
Işık hızının sabitliği; Marshall kutusunun Uzay'a kazandırdığı bir niteliktir.
Fizik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fizik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Haziran 2011 Pazar
17 Ekim 2009 Cumartesi
Madde - 4 --- Michelson-Morley Deneyi
Bu deney çok ilginç bir çıkarımdan yola çıkılarak tasarlanmış bir deney,
O zamanlar insanlar ışığın dalgalardan oluştuğunu düşünüyorlar. Ancak bir sorun var dünya ile güneş arasındaki muazzam boşluk, şimdiye kadar gözlemlenen dalgalar hep maddesel bir ortama ihtiyaç duymuşlar olmadığında dalgada gözlenememiş, öyleyse eğer ışık bir dalga ise güneş ile dünya arasındaki madde olmayan boşluğu nasıl geçipde gelebiliyor ? sorusu bilim inanlarını meşgul etmiş..
Sonuçta tüm boşluğu dolduran bir akışkanın var olduğu ve ışığın bu akışkanı kullanarak güneşten dünyamıza geldiği (dalgalar şeklinde) teorisini ortaya atmışlar. Maddeye tarihsel olarka ether adı verilmiş
Michelson ve Morley adlı bilim adamlarıda bu akışkanın varlığını ispatlamak üzere (ironik olarak) bu deneyi kurgulamışlar.
Kurgu yaklaşık olarak şöyle;
Güneş ve Dünya bu akışkanın içerisinde dönmekte, akışkan içerisinde hareket eden cisimler akışkanda bir hareket meydana getirirler bu akıntı diyeceğimiz olguya "ether rüzgarı" demişler.
Michelson ve Morley bir düzenekle birbirine dik doğrultuda iki ışık kaynağından çıkan ışıkları kesiştirerek interferometre adı verilen cihazla girişim desenleri oluşturup rüzgarın dolayısı ile ether'in varlığını ispatlamaya
çalışmışlar .
Teknik düzenekler Kurulduktan sonra deney yapılmış hemde pekçok kez ancak hiç bir girişim gözlenememiş buradan iki sonuç çıkarmışlar.
1 -- Esir yok 2. Dünya dönmüyor.
Sağduyu 2. maddeyi kabul etmediğinden, Esir yok denmiş
Bu noktada; benim düşüncelerime bu kadar yakın bir deneyin tarihte yapılmasından memnun oldum ancak buna rağmen benim vardığım sonuçlara varılamamasını anlayamadım ve deneyi inceledim.
Deneye bugünkü bilgiler ışığında tekrar bakıldığında, önemli eksiklikler göze çarpıyor.
En önemlisi deneyin ön koşulları ve kabulleri bu nokta benim baktığım açıdan son derece eksik o tarih için normal olan bu durum deneyin bugün tekrar yapılmasını gerekli kılıyor.
O zamanlar insanlar ışığın dalgalardan oluştuğunu düşünüyorlar. Ancak bir sorun var dünya ile güneş arasındaki muazzam boşluk, şimdiye kadar gözlemlenen dalgalar hep maddesel bir ortama ihtiyaç duymuşlar olmadığında dalgada gözlenememiş, öyleyse eğer ışık bir dalga ise güneş ile dünya arasındaki madde olmayan boşluğu nasıl geçipde gelebiliyor ? sorusu bilim inanlarını meşgul etmiş..
Sonuçta tüm boşluğu dolduran bir akışkanın var olduğu ve ışığın bu akışkanı kullanarak güneşten dünyamıza geldiği (dalgalar şeklinde) teorisini ortaya atmışlar. Maddeye tarihsel olarka ether adı verilmiş
Michelson ve Morley adlı bilim adamlarıda bu akışkanın varlığını ispatlamak üzere (ironik olarak) bu deneyi kurgulamışlar.
Kurgu yaklaşık olarak şöyle;
Güneş ve Dünya bu akışkanın içerisinde dönmekte, akışkan içerisinde hareket eden cisimler akışkanda bir hareket meydana getirirler bu akıntı diyeceğimiz olguya "ether rüzgarı" demişler.
Michelson ve Morley bir düzenekle birbirine dik doğrultuda iki ışık kaynağından çıkan ışıkları kesiştirerek interferometre adı verilen cihazla girişim desenleri oluşturup rüzgarın dolayısı ile ether'in varlığını ispatlamaya
çalışmışlar .
Teknik düzenekler Kurulduktan sonra deney yapılmış hemde pekçok kez ancak hiç bir girişim gözlenememiş buradan iki sonuç çıkarmışlar.
1 -- Esir yok 2. Dünya dönmüyor.
Sağduyu 2. maddeyi kabul etmediğinden, Esir yok denmiş
Bu noktada; benim düşüncelerime bu kadar yakın bir deneyin tarihte yapılmasından memnun oldum ancak buna rağmen benim vardığım sonuçlara varılamamasını anlayamadım ve deneyi inceledim.
Deneye bugünkü bilgiler ışığında tekrar bakıldığında, önemli eksiklikler göze çarpıyor.
En önemlisi deneyin ön koşulları ve kabulleri bu nokta benim baktığım açıdan son derece eksik o tarih için normal olan bu durum deneyin bugün tekrar yapılmasını gerekli kılıyor.
Madde - 1
Madde hakkında ne biliyoruz. ?
Binyılların deneyimi bize onun gerçek olduğunu söylüyor.
Deneyimlerimiz hergün gördüğümüz ve bu yüzden sıradan olan apaçık şüphesiz gerçek olan şeyler,
acaba bunları sorgulama ihtiyacı hissettiniz mi ?
Ben hissettim; ....... What is the Matrix ? :)
Evreni, boşluğu, bu boşluğun içindekileri madde ve enerjiyi sorguladığınızda müthiş bir öğrenme açlığı hissettim. Kitap, internet, üniversite artık ne bulursam aç kurtlar gibi saldırdım.
Aslında tüm istediğim ışıktan hızlı gidebilecek gezegenler arası bir taşıt yapmaktı o zamanki ortaokul sıralarındaki pek çok çocuk gibi.
Kütleçekimi, Elektromagnetik spektumu, maddenin iç yapısını (Elektron, nötron, proton, lepton, hadron, quark vb.) Hareketin doğasını, izafiyet kuramı, kuantum kuramı, Planck sabitini, Belirsizlik ilkesini daha aklıma gelmeyen pek çok bilgiyi öğrendim tabii bunlar bir günde olmadı.
Ancak bu kadar çok bilgiyi almanın bir faydası olmadığını çok kısa bir zamanda öğrendim. Çünkü ilişkili olmayan bilgi, bilgi değildi. Dolayısı ile ilgimi çekmeyen yani bulunduğum konum (edinmiş olduğum bilgi seviyesi itibari ile zincirin son halkası) hangi bilgiyi öğrenmem gerektiğini bana gösteriyordu.
Dolayısı ile edindiğim bilgi ve benim bunları anlama şeklim, o noktadan sonra bana bulmam gereken eksik puzzle parçasını gösteriyordu.
İşte bu şekilde zaman içerisinde hem yeni bilgiler ediniyor hemde bu bilgileri kullanarak, kendi görsel, zihinsel düşünce deneylerimi gerçekleştiriyordum.
İşte madde ve enerji ile ilgili bu sürecin sonunda elde ettiğim sonuç:
Madde tanımlanamaz.
Şimdi bu sonuca varış sürecimi anlatmaya çalışacağım.
Başlangıçta amacım konvansiyonel hareket sistemlerinin yerine (özellikle çekimsiz ve boş uzayda) daha efektif ve etkin bir sistem bulmaktı.
Var olan hareket sistemleri ve Klasik mekanik kuramları aradığım etkinlikte değildi, Momentum yöntemi büyük bir israftı. En kötü halde ışık hızı ile hareket etmeli ve bunun için minimum enerji harcanmalıydı.
İşte burada Einstein 'ın Kütle çekim kuramı, Eğri uzay topolojisi ile açıklanan uzay-zaman bükülmesi imdadıma yetişti. Matematiğini Rieman Geometrisinden alan bu yeni yaklaşım kütle çekimi çok güzel açıklıyordu.
Lise yeni başlamış bir öğrenci olarak en çok bunu açıklamak için kullanılan; bir benzetim (simulasyon) ilgimi çekmişti. (Benzetimler gerçek değildir sadece gerçeğin insanlar tarafından daha kolay anlaşılabilmesi amacıyla uydurulurlar.)
Bu benzetimde; gergin bir çarşaf üzerine (bu bir tramplen bezi olabilir) ağır bir cisim koyuluyor. Bu örneğin dünya olarak tasvir ediliyor, daha sonra küçük bir cisim bu gergin çarşafın bir kenarına yavaşça bırakılıyor.
Öğrenciler bu deneyde küçük cismin ağır cisme doğru hareket ettiğini görerek aslında bunu sağlayanın yerçekimi değil, çarşafın eğriliği olduğunu gösteriliyordu.
(Benzetimde aslında eğriliğin sebebide yerçekimidir. Ama bu gözardı edilir.)
İşte bu benzetim bende yeni fikirler oraya çıkardı tabii deneylerim düşünce deneyi olduğundan normalde imkansız olan şeyleride deneyebiliyordum. :)
Ben uzay-zamanı betimleyen bu çarşafın (tramplen bezini) bağlı bulunduğu kenarlardan birini söktüm,
(Tabii ki gerçekte değil çünkü ceza alabilirdim) ve bulunduğu seviyeden yukarıya doğru kaldırdım. Evet çok ilginç bir şey oldu çarşafın alanını 1 dönüm düşünürsek, daha önce ağır cisim (dünya) artık bulunduğu yerde değildi çarşafı kaldırdığım noktadan daha ileriye hareket etmişti. Üstelik çarşafı kaldırdığım yüksekliğe bağlı olarak belirli bir mesafe katetmişti. Eski yerinde çarşaf artık düzdü, ama daha önce düz olan yeni yeri artık bir eğri idi. Ve öğretmen artık deneyi bu yeni eğriliğin başlangıç noktasında yapmak zorundaydı.
Benim matematiğim pek iyi değildir, ama bu şekillerin matematiksel denklemlerini bulup bunlar üzerinden bir hareket denklemi çıkarmak zorunda hissettim.
Lise derslerinde doğru, parabol, hiperbol, düzlem, eğri, limit, türev, integral konularını görüyorduk
(Şimdi görülüyor mu bilmiyorum)
Görsel olarak bu çarşafı bir şeye benzetemedim önceleri, her noktasından baktım en sonuda yatay düzlemden baktığımda doğru ve parabole çok benzediklerini gördüm
Öyleyse, bu iki şekil üzerinde yoğunlaşıp, matematiksel denklemlerini yazdım.
DOĞRU : y = mx + n
PARABOL : y = Ax^2 + Bx + C
işte bu denklemler, ayrıca türev ve integral işlemleri yapmış olduğum yaramazlığın matematiksel açıklamasını
bir anda ortaya çıkardı. Ben tramplen bezini kenardan söküp yukarı kaldırdığımda aslında ağır madde (dünya) bulunduğu noktadaki parabol denkleminin türevini alarak o noktayı doğru (düzlem), daha önceki düzlem (doğru) olan noktanın parabol (çukur) olmasını sağlamıştım.
Öyleyse artık bir genelleme yapabilirdim,
Hareket ; Hareketli cismin hareket yönünde uzay-zaman 'ın "integral"'inin ; aksi yönde ise, uzay-zaman 'ın "türev" 'inin alınması ile mümkün oluyordu.
Peki bunu ispatlayabilir miydim acaba ? Çünkü ispatlayamazsam bu sadece benim hayal ürünüm olurdu.
Bunun için gözlem yapmalıydım.
Binyılların deneyimi bize onun gerçek olduğunu söylüyor.
Deneyimlerimiz hergün gördüğümüz ve bu yüzden sıradan olan apaçık şüphesiz gerçek olan şeyler,
acaba bunları sorgulama ihtiyacı hissettiniz mi ?
Ben hissettim; ....... What is the Matrix ? :)
Evreni, boşluğu, bu boşluğun içindekileri madde ve enerjiyi sorguladığınızda müthiş bir öğrenme açlığı hissettim. Kitap, internet, üniversite artık ne bulursam aç kurtlar gibi saldırdım.
Aslında tüm istediğim ışıktan hızlı gidebilecek gezegenler arası bir taşıt yapmaktı o zamanki ortaokul sıralarındaki pek çok çocuk gibi.
Kütleçekimi, Elektromagnetik spektumu, maddenin iç yapısını (Elektron, nötron, proton, lepton, hadron, quark vb.) Hareketin doğasını, izafiyet kuramı, kuantum kuramı, Planck sabitini, Belirsizlik ilkesini daha aklıma gelmeyen pek çok bilgiyi öğrendim tabii bunlar bir günde olmadı.
Ancak bu kadar çok bilgiyi almanın bir faydası olmadığını çok kısa bir zamanda öğrendim. Çünkü ilişkili olmayan bilgi, bilgi değildi. Dolayısı ile ilgimi çekmeyen yani bulunduğum konum (edinmiş olduğum bilgi seviyesi itibari ile zincirin son halkası) hangi bilgiyi öğrenmem gerektiğini bana gösteriyordu.
Dolayısı ile edindiğim bilgi ve benim bunları anlama şeklim, o noktadan sonra bana bulmam gereken eksik puzzle parçasını gösteriyordu.
İşte bu şekilde zaman içerisinde hem yeni bilgiler ediniyor hemde bu bilgileri kullanarak, kendi görsel, zihinsel düşünce deneylerimi gerçekleştiriyordum.
İşte madde ve enerji ile ilgili bu sürecin sonunda elde ettiğim sonuç:
Madde tanımlanamaz.
Şimdi bu sonuca varış sürecimi anlatmaya çalışacağım.
Başlangıçta amacım konvansiyonel hareket sistemlerinin yerine (özellikle çekimsiz ve boş uzayda) daha efektif ve etkin bir sistem bulmaktı.
Var olan hareket sistemleri ve Klasik mekanik kuramları aradığım etkinlikte değildi, Momentum yöntemi büyük bir israftı. En kötü halde ışık hızı ile hareket etmeli ve bunun için minimum enerji harcanmalıydı.
İşte burada Einstein 'ın Kütle çekim kuramı, Eğri uzay topolojisi ile açıklanan uzay-zaman bükülmesi imdadıma yetişti. Matematiğini Rieman Geometrisinden alan bu yeni yaklaşım kütle çekimi çok güzel açıklıyordu.
Lise yeni başlamış bir öğrenci olarak en çok bunu açıklamak için kullanılan; bir benzetim (simulasyon) ilgimi çekmişti. (Benzetimler gerçek değildir sadece gerçeğin insanlar tarafından daha kolay anlaşılabilmesi amacıyla uydurulurlar.)
Bu benzetimde; gergin bir çarşaf üzerine (bu bir tramplen bezi olabilir) ağır bir cisim koyuluyor. Bu örneğin dünya olarak tasvir ediliyor, daha sonra küçük bir cisim bu gergin çarşafın bir kenarına yavaşça bırakılıyor.
Öğrenciler bu deneyde küçük cismin ağır cisme doğru hareket ettiğini görerek aslında bunu sağlayanın yerçekimi değil, çarşafın eğriliği olduğunu gösteriliyordu.
(Benzetimde aslında eğriliğin sebebide yerçekimidir. Ama bu gözardı edilir.)
İşte bu benzetim bende yeni fikirler oraya çıkardı tabii deneylerim düşünce deneyi olduğundan normalde imkansız olan şeyleride deneyebiliyordum. :)
Ben uzay-zamanı betimleyen bu çarşafın (tramplen bezini) bağlı bulunduğu kenarlardan birini söktüm,
(Tabii ki gerçekte değil çünkü ceza alabilirdim) ve bulunduğu seviyeden yukarıya doğru kaldırdım. Evet çok ilginç bir şey oldu çarşafın alanını 1 dönüm düşünürsek, daha önce ağır cisim (dünya) artık bulunduğu yerde değildi çarşafı kaldırdığım noktadan daha ileriye hareket etmişti. Üstelik çarşafı kaldırdığım yüksekliğe bağlı olarak belirli bir mesafe katetmişti. Eski yerinde çarşaf artık düzdü, ama daha önce düz olan yeni yeri artık bir eğri idi. Ve öğretmen artık deneyi bu yeni eğriliğin başlangıç noktasında yapmak zorundaydı.
Benim matematiğim pek iyi değildir, ama bu şekillerin matematiksel denklemlerini bulup bunlar üzerinden bir hareket denklemi çıkarmak zorunda hissettim.
Lise derslerinde doğru, parabol, hiperbol, düzlem, eğri, limit, türev, integral konularını görüyorduk
(Şimdi görülüyor mu bilmiyorum)
Görsel olarak bu çarşafı bir şeye benzetemedim önceleri, her noktasından baktım en sonuda yatay düzlemden baktığımda doğru ve parabole çok benzediklerini gördüm
Öyleyse, bu iki şekil üzerinde yoğunlaşıp, matematiksel denklemlerini yazdım.
DOĞRU : y = mx + n
PARABOL : y = Ax^2 + Bx + C
işte bu denklemler, ayrıca türev ve integral işlemleri yapmış olduğum yaramazlığın matematiksel açıklamasını
bir anda ortaya çıkardı. Ben tramplen bezini kenardan söküp yukarı kaldırdığımda aslında ağır madde (dünya) bulunduğu noktadaki parabol denkleminin türevini alarak o noktayı doğru (düzlem), daha önceki düzlem (doğru) olan noktanın parabol (çukur) olmasını sağlamıştım.
Öyleyse artık bir genelleme yapabilirdim,
Hareket ; Hareketli cismin hareket yönünde uzay-zaman 'ın "integral"'inin ; aksi yönde ise, uzay-zaman 'ın "türev" 'inin alınması ile mümkün oluyordu.
Peki bunu ispatlayabilir miydim acaba ? Çünkü ispatlayamazsam bu sadece benim hayal ürünüm olurdu.
Bunun için gözlem yapmalıydım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)