Madde ve Enerjinin yapısı hakkındaki yazdıklarım sanırım bazı anlaşılmaz noktalar içeriyor.
Bu sebeple bazı sorular hazırladım. Bu soruların ve bu sorulara verdiğim yanıtların düşüncelerimi ifade etmekte daha bilimsel temellere sahip olacağını umuyorum.
Bu kavramları kendi kuramımla açıklamadan önce, Kuantum Kuramının bu kavramları açıklamada kullandığı tanımları verecek, daha sonra ise benim açıklamamı yazacağım. Aşağıda ele alacağım konulardan bazıları var bu konuları zaman içerisinde yavaş yavaş açıklamaya çalışacağım.
-------------------------------------
Elektromagnetik Kuvvet Nedir ?
Elektrozayıf Kuvvet Nedir ?
Strong (Güçlü -Ağır) Kuvvet Nedir ?
Kütle Çekim Kuvveti Nedir ?
Kuvvet Taşıyıcı parçacıklar nedir ?
Hadronlar Nedir ?
Leptonlar Nedir ?
Quarklar Nedir ?
Foton Nedir ?
Nötrino Nedir ?
Madde nedir ?
Enerji Nedir ?
Boşluk Nedir ?
..............
..............
Evren Neden Kuantize yapıda davranmaktadır ?
Girişim Nasıl Olmaktadır. ?
FotoElektrik Olay Nedir ?
Girişim, Kırınım, nasıl çalışmaktadır ?
Hareket, İvme
İzafiyet kuramını nasıl açıklıyorum ?
Işıktan hızlı olmak ya da olmamak ?
Karadelikler ?
Solucan delikleri
Zaman ve zamanda yolculuk mümkün mü ?
Sicim kuramı Evreni nasıl açıklamaktadır ve
Neden Evren bu şekildedir ?
..............
..............
Heinsberg Belirsizlik ilkesi neden var ve nasıl ?
Gözlemci olayı nasıl etkiler ?
Klasik Fizik (Newton Fiziği) ile Kuantum Fiziği arasındaki uyuşmazlık var mı yok mu ?
Dalga Parçacık ikiliği var mı ?
Olasılık dalgası nedir ?
EPR ve Aspect (Alain Aspect) Deneyi nasıl mümkün olabilir ?
Schrödinger’in Kedisi Yaşıyor mu ? Ya da Ölçümün ölçümünün ölçümü mümkün mü ?
TOE kuramlarında Kütleçekim neden dışarıda ?
TOE (Theory Of Everthing) Herşeyin teorisi, gerçekten herşeyin teorisi mi ?
Sicim ve Membran dışında gravitasyonun Kuantum modeli mümkün mü ?
Kuantum Modeli Nasıl olupta sonuçları doğru veriyor ?
Kuantum Modeli gerçeğin aynadan görülmesi mi ?
TOE için Kuantum dışında farklı bir Kuram geliştirmek gerekir mi , Neden ?
5 Kasım 2009 Perşembe
19 Ekim 2009 Pazartesi
Zaman
Zaman gizemli nesne:
Ne olduğu hakkında herkesin bir şey söylediği , ama aslında kimsenin ne olduğunu bilmediği şey;
Zaman için 4. boyut diyenler var, ama insanlar zaman hakkında konuştuklarında her zaman:) aynı şeyi kastetmezler.
Zaman hareket demektir. Eğer hareket yoksa zamandan söz edemeyiz. Halbuki bazıları için zaman hatıralar demektir. Onların hangi hareketli veya hareketsiz eylemler içerdiği önemli değildir.
Bazıları kalplerinden, bazıları kafalarından akıtır zamanı..
Teknik olan ise tamamen ruhsuzdur.
Teknik olan; "iki olgu arasında geçen süre miktarıdır" der.
Kafasından akıtan zamanı;
"Geçmiş tarihtir benim geleceğim önemlidir, tarih geleceğim için gereklidir. Ama en değerli olan şimdiki zamandır" der.
Kalbinden akıtan ise; "Hatıralarım geçmişte kaldı ama onlar aslında her an benimle birlikte, geleceğim ne olacak bilemiyorum ama aklım var olduğu sürece hatıralarımda benimle beraber gelecek." der.
Pişmanlıkları olan; zamanda geri gitmek ister, geri gitmek istediği zaman aslında acı tatlı hatıralarının olduğu zamandır.
Fizikçi onun derdini anlamaz, çünkü onun için zaman mekaniktir. Anlayamadığı anlamladıramadığı olguyu mekanik olarak tanımlamıştır.
O , "zamanda geri gidilir" dediğinde aslında hatıralarına gidebilirsin demez, onlar yaşanmıştır ve bir daha yaşanmasına veya istediği senaryo ile tekrar olmasına imkan yoktur.
Ama algıda seçicilik iş başındadır. O büyük büyük büyükbabasını göreceğini düşünmektedir. Halbuki geri giden zamandır mekan değil. İstediğinin olması ancak, her mekan koordinatının an'ın en küçük birimi için yine mekan içinde var olması gerekir. Halbuki zaman geçmektedir ama o zamanın geçmekte olduğu mekan yine aynı mekandır.
Mekan ; zamanda geri gittiğinde artık o yerde değildir. Mekan gelecekte kalmıştır o kendi zamanını yaşamaktadır. Geçmişe yolculuk yapan kişi ise; yeni mekanda yine yeni bir zaman ile başbaşadır.
Maalesef geçmişte bıraktıkları sadece Kalbinin bir yerinde saklanan Hatıralarındadır.
Ne olduğu hakkında herkesin bir şey söylediği , ama aslında kimsenin ne olduğunu bilmediği şey;
Zaman için 4. boyut diyenler var, ama insanlar zaman hakkında konuştuklarında her zaman:) aynı şeyi kastetmezler.
Zaman hareket demektir. Eğer hareket yoksa zamandan söz edemeyiz. Halbuki bazıları için zaman hatıralar demektir. Onların hangi hareketli veya hareketsiz eylemler içerdiği önemli değildir.
Bazıları kalplerinden, bazıları kafalarından akıtır zamanı..
Teknik olan ise tamamen ruhsuzdur.
Teknik olan; "iki olgu arasında geçen süre miktarıdır" der.
Kafasından akıtan zamanı;
"Geçmiş tarihtir benim geleceğim önemlidir, tarih geleceğim için gereklidir. Ama en değerli olan şimdiki zamandır" der.
Kalbinden akıtan ise; "Hatıralarım geçmişte kaldı ama onlar aslında her an benimle birlikte, geleceğim ne olacak bilemiyorum ama aklım var olduğu sürece hatıralarımda benimle beraber gelecek." der.
Pişmanlıkları olan; zamanda geri gitmek ister, geri gitmek istediği zaman aslında acı tatlı hatıralarının olduğu zamandır.
Fizikçi onun derdini anlamaz, çünkü onun için zaman mekaniktir. Anlayamadığı anlamladıramadığı olguyu mekanik olarak tanımlamıştır.
O , "zamanda geri gidilir" dediğinde aslında hatıralarına gidebilirsin demez, onlar yaşanmıştır ve bir daha yaşanmasına veya istediği senaryo ile tekrar olmasına imkan yoktur.
Ama algıda seçicilik iş başındadır. O büyük büyük büyükbabasını göreceğini düşünmektedir. Halbuki geri giden zamandır mekan değil. İstediğinin olması ancak, her mekan koordinatının an'ın en küçük birimi için yine mekan içinde var olması gerekir. Halbuki zaman geçmektedir ama o zamanın geçmekte olduğu mekan yine aynı mekandır.
Mekan ; zamanda geri gittiğinde artık o yerde değildir. Mekan gelecekte kalmıştır o kendi zamanını yaşamaktadır. Geçmişe yolculuk yapan kişi ise; yeni mekanda yine yeni bir zaman ile başbaşadır.
Maalesef geçmişte bıraktıkları sadece Kalbinin bir yerinde saklanan Hatıralarındadır.
İki sayının arası
İki sayının arasında ne vardı ?
Elbette başka bir sayı, ama sayılara farklı bir pencereden bakan biri için öyle değildi durum.
Eğer sayı tabanı 10 ise ; en kücük sayı 0 en büyük sayı 9 idi. 10 'dan büyük sayılar başka bir evrene aitti ama insanlar o sayı evreninden bu sayı evrenine Vize, pasaport hiç sormadan gelip geçiyorlardı.
Halbuki orası başka bir alemdi. Evet bunlardan daha büyük sayılar arasındaki ilişkiyide yine onlar belirliyordu ama aslında orada yeni olan bir şey daha vardı.
Basamak..!!
İşte bu sayıların arasındaki boşluğu belirsiz yapan, o gizemli boşluğu oluşturan 0 ile 9 arasında 10 tamsayı vardı. Ama kesirli sayılardan kaçtane idi. Diyorlardı ki SONSUZ.. !!!
Ya kesirlerin her aşamada ne kadar artacağını ben belirlersem ve desem ki buna 10'luk kesir sayı tabanı,
o zaman 0 ile 1 arasında sadece 10 tane kesirli sayı olacak.
Peki onluk kesir sayı tabanının iki sayısı arasında ne kadar sayı var ?
İki sayı arasında bir kesrin 10'da biri kadar adımı varsa, cevap 10 olmalı...
İşte bunu sonsuz kere de tekrarlasak, cevap hep aynı olacak her zaman 10 tane sayı, ama her seferinde
daha da küçülecek sayı tabanlarımız.
En küçükte ve en büyükte biteviye tekrar eden aynı şey, Aynen Fraktaller gibi.
Frakteller, kesikli yapılar, aralarında ne olduğu bilinmeyen yapılar, herşey başlangıç değerine bağlı ve hassas
başladığınız yer 1/1000 basamağı ise bundan daha küçük sayı tabanları ve dönüşümler yapı müthiş derecede kendine benzer ama yinede öngörülemez bir bütün, parçaya baktığımızda inanılmaz ölçüde basit bütüne baktığımızda aynı derecede kaotik,
Acaba bütün kaotik sistemler, sayıların bu fraktal yapısından mı oluşmuşlar ?
Yoksa onlar süreklide biz ölçüp biçerken bu sayıları kullandığımızdan mı, tüm heryerde kaotik yapılar görüyoruz ?
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
Elbette başka bir sayı, ama sayılara farklı bir pencereden bakan biri için öyle değildi durum.
Eğer sayı tabanı 10 ise ; en kücük sayı 0 en büyük sayı 9 idi. 10 'dan büyük sayılar başka bir evrene aitti ama insanlar o sayı evreninden bu sayı evrenine Vize, pasaport hiç sormadan gelip geçiyorlardı.
Halbuki orası başka bir alemdi. Evet bunlardan daha büyük sayılar arasındaki ilişkiyide yine onlar belirliyordu ama aslında orada yeni olan bir şey daha vardı.
Basamak..!!
İşte bu sayıların arasındaki boşluğu belirsiz yapan, o gizemli boşluğu oluşturan 0 ile 9 arasında 10 tamsayı vardı. Ama kesirli sayılardan kaçtane idi. Diyorlardı ki SONSUZ.. !!!
Ya kesirlerin her aşamada ne kadar artacağını ben belirlersem ve desem ki buna 10'luk kesir sayı tabanı,
o zaman 0 ile 1 arasında sadece 10 tane kesirli sayı olacak.
Peki onluk kesir sayı tabanının iki sayısı arasında ne kadar sayı var ?
İki sayı arasında bir kesrin 10'da biri kadar adımı varsa, cevap 10 olmalı...
İşte bunu sonsuz kere de tekrarlasak, cevap hep aynı olacak her zaman 10 tane sayı, ama her seferinde
daha da küçülecek sayı tabanlarımız.
En küçükte ve en büyükte biteviye tekrar eden aynı şey, Aynen Fraktaller gibi.
Frakteller, kesikli yapılar, aralarında ne olduğu bilinmeyen yapılar, herşey başlangıç değerine bağlı ve hassas
başladığınız yer 1/1000 basamağı ise bundan daha küçük sayı tabanları ve dönüşümler yapı müthiş derecede kendine benzer ama yinede öngörülemez bir bütün, parçaya baktığımızda inanılmaz ölçüde basit bütüne baktığımızda aynı derecede kaotik,
Acaba bütün kaotik sistemler, sayıların bu fraktal yapısından mı oluşmuşlar ?
Yoksa onlar süreklide biz ölçüp biçerken bu sayıları kullandığımızdan mı, tüm heryerde kaotik yapılar görüyoruz ?
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
Kâf 50 / 6
Asil Sayılar
Asal sayılar, asalet unvanına sahip ender bulunan ama sayılarının sonsuz olduğu söylenen sayılardır.
Asaletleri, insanların onları ifade eden denklemi bulamamasından ama buna rağmen tüm sayıları oluşturan öz olmalarından ileri gelir. Aslında tüm sayılar değil sadece tam sayılar hatta 1 den büyük tüm tam sayılar demeliyiz.
Küme ifadesi olarak insanlar bunu sözle ifade etmişler, "Sadece 1'e ve kendisine bölünebilen sayılar asaldır"
Çift sayılar 2 * n; Tek sayılar 2 * n + 1 ; n, 0'dan sonsuza herhangi bir Tamsayı olmak üzere eğer belirli bir sıradaki Tek ya da Çift tamsayıyı bulmak isterseniz kullanacağınız Lineer denklemlerdirler.
Bunlar arasında önceden bilinebilecek, istediğiniz herhangi bir tanesini hesaplayacağınız ilişkiler içeren formüller vardır.
Ama asal sayılar için böyle bir şey söz konusu değildir, onlar ulaşılamaz, erişilemez, bilinemez sayılardır.
Onları ancak sezebilirsiniz, X sayısı %99,9 ihitimalle Asaldır,
ama % 0,1 ihtimalle asal olmayabilir. Eğer kesin olarak bilmek istersen, gereken süre 150 bin yıl; göze alırmısın bunu bilmeyi ?
İşte bu sayede şifrelemek için kullanmışlar onları , değerli bilgileri için..
Kimse göze almamış bu kadar zamanı ne olacağını bilemediği bir bilgi için..Zaten bilgiden daha değerli olan zaman , daha az değerli ile değişilir mi hiç ?
"Birden büyük ve birden başka KAT'ı olmayan sayılar Asil olmalı."
İşte asaletin sebebi bu olmalı; 1 sayısı sadece kendisine Ram olan, içinde başka sayı barındırmayan sayılara asalet unvanı bahşediyor. Yani bir sayısında BİR'leşiyor asil sayılar.
Bir ile BİRleşen sayı tüm sayıları kendinden üretiyor ve tüm sayılar içinde BİR 'i barındırıyor.
Böyle deyince; birden itibaren başlayan tüm tam sayıları, birbiri ile çarpmış, bir millet olmuş bunlar, içinde olmayan yokmuş; bir başka millet ise ayrılan, içinde birden gayri her şey olan ve birbiri ile çarpılan, ve hayretle görmüş ikisi arasındaki farkı;
Eksik olan bu ikinci millette BİR den başka katı olmayan ve BİR 'den büyük sayılarmış.
Eksiklik onları görünür kılmış, daha önce herhangi bir sayı iken; artık onların asaletini tüm sayılar anlamış.
Eksik olan millet, BİR'e Ram olmayan'dır.
BİR'leş(e)meyendir.
Asaletleri, insanların onları ifade eden denklemi bulamamasından ama buna rağmen tüm sayıları oluşturan öz olmalarından ileri gelir. Aslında tüm sayılar değil sadece tam sayılar hatta 1 den büyük tüm tam sayılar demeliyiz.
Küme ifadesi olarak insanlar bunu sözle ifade etmişler, "Sadece 1'e ve kendisine bölünebilen sayılar asaldır"
Çift sayılar 2 * n; Tek sayılar 2 * n + 1 ; n, 0'dan sonsuza herhangi bir Tamsayı olmak üzere eğer belirli bir sıradaki Tek ya da Çift tamsayıyı bulmak isterseniz kullanacağınız Lineer denklemlerdirler.
Bunlar arasında önceden bilinebilecek, istediğiniz herhangi bir tanesini hesaplayacağınız ilişkiler içeren formüller vardır.
Ama asal sayılar için böyle bir şey söz konusu değildir, onlar ulaşılamaz, erişilemez, bilinemez sayılardır.
Onları ancak sezebilirsiniz, X sayısı %99,9 ihitimalle Asaldır,
ama % 0,1 ihtimalle asal olmayabilir. Eğer kesin olarak bilmek istersen, gereken süre 150 bin yıl; göze alırmısın bunu bilmeyi ?
İşte bu sayede şifrelemek için kullanmışlar onları , değerli bilgileri için..
Kimse göze almamış bu kadar zamanı ne olacağını bilemediği bir bilgi için..Zaten bilgiden daha değerli olan zaman , daha az değerli ile değişilir mi hiç ?
----------------------------
Aslında bakan biri başka açıdan, cümleleri gibi anlaşılmaz önce insanlar tarafından. Tanımına bakmış Asil sayıların farklı düşünürmüş insanlardan, bu tanım ne tuhaf; bölme değil ki doğal olan, birleştirmeliyim insanlar gibi sayılarıda, öyleyse doğal tanım şöyle olmalı en azından.. "Birden büyük ve birden başka KAT'ı olmayan sayılar Asil olmalı."
İşte asaletin sebebi bu olmalı; 1 sayısı sadece kendisine Ram olan, içinde başka sayı barındırmayan sayılara asalet unvanı bahşediyor. Yani bir sayısında BİR'leşiyor asil sayılar.
Bir ile BİRleşen sayı tüm sayıları kendinden üretiyor ve tüm sayılar içinde BİR 'i barındırıyor.
Böyle deyince; birden itibaren başlayan tüm tam sayıları, birbiri ile çarpmış, bir millet olmuş bunlar, içinde olmayan yokmuş; bir başka millet ise ayrılan, içinde birden gayri her şey olan ve birbiri ile çarpılan, ve hayretle görmüş ikisi arasındaki farkı;
Eksik olan bu ikinci millette BİR den başka katı olmayan ve BİR 'den büyük sayılarmış.
Eksiklik onları görünür kılmış, daha önce herhangi bir sayı iken; artık onların asaletini tüm sayılar anlamış.
Eksik olan millet, BİR'e Ram olmayan'dır.
BİR'leş(e)meyendir.
17 Ekim 2009 Cumartesi
Madde - 5
İşte bu perspektiften bakınca, ayrıca atomun yapısı, kuarklar, leptonlar, hadronlar, mezonlar ve daha pek çok parçacık daha bir anlaşılır gözüküyor, ancak bilimin önemli bir engelini aşmak gerekiyor öncelikle
Bu engel parçacık engeli, bilim ilk zamanlardan beri maddeyi oluşturan en küçük parçayı bulmakta ısrar etmiştir. İlk olarak bölünemeyen en küçük parçaya atom demiştir, onuda tekrar bölmüş elektron, proton, nötron demiş daha sonra quarklar nötrinolar ve daha pekçok parçacık bulmuştur.
Ancak dikkat edilirse parçacık bulma alışkanlığından vazgeçmemiştir. Süreklilik insanların algılayabildiği bir şey değildir. insanlar herhangi bir olguyu sınırları olmadan, daha doğrusu o sınırlarda bir farklılık olmadan algılayamadıklarından parçalar, parçacıklar, katmanlar, kesikli değerler şeklinde evreni anlamaya çalışırlar.
aslında evren süreklilik arz ettiği halde, kesikli davranışlar gösterir, sayılar bile kesiklidir.
Halbuki madde çevresindeki akışkana bağlı, ancak akışkanın özelliklerinden dolayı ve sistemde mevcut olan enerji sebebiyle kesikli özellikler gösteren bir yapıdadır. Kuantum Fiziği işte bu akışkanın içerisindeki davranışlardan dolayı ortaya çıkmış bir gözlemdir.
Gözlemler doğrudur, ancak gözlerimiz bizi yanıltabilir.
Daha önceki bir yazımda ışığın hareket tarzını ifade etmiştim. işte bu hareket iki boyutlu ve iki düzlemde gerçekleşen ve 3. boyutta hareket olarak ortaya çıkan bir hareket tarzıdır.
Ancak bu hareket tarzında eğer 3. boyutta dairesel harekete (elektrik ve manyetik alan indüklemleri) katılırsa o takdirde ortaya çıkan formasyon bir doğru değil (ışık fotonu hareket doğrultusunda) bir küre olacaktır. Küre üzerinde akışkanın toplam yerdeğiştirmesi sıfırdır. Ancak yinede bir hareket vardır.
Bu kaotik dönme hareketleri çok sayıda belirli fraktal örüntüler oluşturacaklardır. Ayrıca klasik girişim deney sonuçlarına benzer sonuçlarda elde edilecektir. Dönme hareketinin hızı C 'dir ancak akıntılar dönel doğrusal ve kaotik' tir. akışkan küre içerisinde olmamalı veya kısa bir an için sütun şeklinde hareket etmelidir.
Klasik girişim deneylerinde düğüm noktaları vardır. dönme hareketinin çok uzağında bile mevcut olabilir. Ve fraktal örüntülerden (kendini tekrar etme) dolayı merkezdeki dönme hareketine çok benzeyecek ama birebir aynı olmayacaktır.
İşte bu anlatılanlar ışığında madde atomunu tekrar canlandırırsanız quark, proton, nötron, elektron, foton ve değişim parçacıklarının neler olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Benim düşünceme göre CERN deneyinde bulunan (?) parçacıklar işte bu akışkanın özellikleri sonucunda bulunabilmiştir. (?!). Elbette yenileride bulunacaktır.
Akışkan hakkındaki son ilginç bilgi ise şudur :
İnsanların var kabul ettikleri şey madde ve enerjidir, Bunun dışında kalan ise mutlak boşluktur. Bu boşluk tüm uzayı atomun içindeki boşlukta dahil olmak üzere doldurmaktadır. Maddenin var olabilmesi bu boşluğu dolduran akışkanın varlığına bağlıdır. Madde var olurken bu akışkanı dışarı atar ve yerine kendi geçer
Dolayısı ile boşluğun (buna yokluk diyelim) içinde, yokluğun dışarı atılması sonucu yokluğun yokluğu var olur
bu felsefi anlamda maddenin bugünkü tanımınada uygundur ama iki yokluktan oluşan madde, aslında etrafındaki yokluğada muhtaçtır.
Bu sebeple "Madde tanımlanamaz."
Bu engel parçacık engeli, bilim ilk zamanlardan beri maddeyi oluşturan en küçük parçayı bulmakta ısrar etmiştir. İlk olarak bölünemeyen en küçük parçaya atom demiştir, onuda tekrar bölmüş elektron, proton, nötron demiş daha sonra quarklar nötrinolar ve daha pekçok parçacık bulmuştur.
Ancak dikkat edilirse parçacık bulma alışkanlığından vazgeçmemiştir. Süreklilik insanların algılayabildiği bir şey değildir. insanlar herhangi bir olguyu sınırları olmadan, daha doğrusu o sınırlarda bir farklılık olmadan algılayamadıklarından parçalar, parçacıklar, katmanlar, kesikli değerler şeklinde evreni anlamaya çalışırlar.
aslında evren süreklilik arz ettiği halde, kesikli davranışlar gösterir, sayılar bile kesiklidir.
Halbuki madde çevresindeki akışkana bağlı, ancak akışkanın özelliklerinden dolayı ve sistemde mevcut olan enerji sebebiyle kesikli özellikler gösteren bir yapıdadır. Kuantum Fiziği işte bu akışkanın içerisindeki davranışlardan dolayı ortaya çıkmış bir gözlemdir.
Gözlemler doğrudur, ancak gözlerimiz bizi yanıltabilir.
Daha önceki bir yazımda ışığın hareket tarzını ifade etmiştim. işte bu hareket iki boyutlu ve iki düzlemde gerçekleşen ve 3. boyutta hareket olarak ortaya çıkan bir hareket tarzıdır.
Ancak bu hareket tarzında eğer 3. boyutta dairesel harekete (elektrik ve manyetik alan indüklemleri) katılırsa o takdirde ortaya çıkan formasyon bir doğru değil (ışık fotonu hareket doğrultusunda) bir küre olacaktır. Küre üzerinde akışkanın toplam yerdeğiştirmesi sıfırdır. Ancak yinede bir hareket vardır.
Bu kaotik dönme hareketleri çok sayıda belirli fraktal örüntüler oluşturacaklardır. Ayrıca klasik girişim deney sonuçlarına benzer sonuçlarda elde edilecektir. Dönme hareketinin hızı C 'dir ancak akıntılar dönel doğrusal ve kaotik' tir. akışkan küre içerisinde olmamalı veya kısa bir an için sütun şeklinde hareket etmelidir.
Klasik girişim deneylerinde düğüm noktaları vardır. dönme hareketinin çok uzağında bile mevcut olabilir. Ve fraktal örüntülerden (kendini tekrar etme) dolayı merkezdeki dönme hareketine çok benzeyecek ama birebir aynı olmayacaktır.
İşte bu anlatılanlar ışığında madde atomunu tekrar canlandırırsanız quark, proton, nötron, elektron, foton ve değişim parçacıklarının neler olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Benim düşünceme göre CERN deneyinde bulunan (?) parçacıklar işte bu akışkanın özellikleri sonucunda bulunabilmiştir. (?!). Elbette yenileride bulunacaktır.
Akışkan hakkındaki son ilginç bilgi ise şudur :
İnsanların var kabul ettikleri şey madde ve enerjidir, Bunun dışında kalan ise mutlak boşluktur. Bu boşluk tüm uzayı atomun içindeki boşlukta dahil olmak üzere doldurmaktadır. Maddenin var olabilmesi bu boşluğu dolduran akışkanın varlığına bağlıdır. Madde var olurken bu akışkanı dışarı atar ve yerine kendi geçer
Dolayısı ile boşluğun (buna yokluk diyelim) içinde, yokluğun dışarı atılması sonucu yokluğun yokluğu var olur
bu felsefi anlamda maddenin bugünkü tanımınada uygundur ama iki yokluktan oluşan madde, aslında etrafındaki yokluğada muhtaçtır.
Bu sebeple "Madde tanımlanamaz."
Madde - 4 --- Michelson-Morley Deneyi
Bu deney çok ilginç bir çıkarımdan yola çıkılarak tasarlanmış bir deney,
O zamanlar insanlar ışığın dalgalardan oluştuğunu düşünüyorlar. Ancak bir sorun var dünya ile güneş arasındaki muazzam boşluk, şimdiye kadar gözlemlenen dalgalar hep maddesel bir ortama ihtiyaç duymuşlar olmadığında dalgada gözlenememiş, öyleyse eğer ışık bir dalga ise güneş ile dünya arasındaki madde olmayan boşluğu nasıl geçipde gelebiliyor ? sorusu bilim inanlarını meşgul etmiş..
Sonuçta tüm boşluğu dolduran bir akışkanın var olduğu ve ışığın bu akışkanı kullanarak güneşten dünyamıza geldiği (dalgalar şeklinde) teorisini ortaya atmışlar. Maddeye tarihsel olarka ether adı verilmiş
Michelson ve Morley adlı bilim adamlarıda bu akışkanın varlığını ispatlamak üzere (ironik olarak) bu deneyi kurgulamışlar.
Kurgu yaklaşık olarak şöyle;
Güneş ve Dünya bu akışkanın içerisinde dönmekte, akışkan içerisinde hareket eden cisimler akışkanda bir hareket meydana getirirler bu akıntı diyeceğimiz olguya "ether rüzgarı" demişler.
Michelson ve Morley bir düzenekle birbirine dik doğrultuda iki ışık kaynağından çıkan ışıkları kesiştirerek interferometre adı verilen cihazla girişim desenleri oluşturup rüzgarın dolayısı ile ether'in varlığını ispatlamaya
çalışmışlar .
Teknik düzenekler Kurulduktan sonra deney yapılmış hemde pekçok kez ancak hiç bir girişim gözlenememiş buradan iki sonuç çıkarmışlar.
1 -- Esir yok 2. Dünya dönmüyor.
Sağduyu 2. maddeyi kabul etmediğinden, Esir yok denmiş
Bu noktada; benim düşüncelerime bu kadar yakın bir deneyin tarihte yapılmasından memnun oldum ancak buna rağmen benim vardığım sonuçlara varılamamasını anlayamadım ve deneyi inceledim.
Deneye bugünkü bilgiler ışığında tekrar bakıldığında, önemli eksiklikler göze çarpıyor.
En önemlisi deneyin ön koşulları ve kabulleri bu nokta benim baktığım açıdan son derece eksik o tarih için normal olan bu durum deneyin bugün tekrar yapılmasını gerekli kılıyor.
O zamanlar insanlar ışığın dalgalardan oluştuğunu düşünüyorlar. Ancak bir sorun var dünya ile güneş arasındaki muazzam boşluk, şimdiye kadar gözlemlenen dalgalar hep maddesel bir ortama ihtiyaç duymuşlar olmadığında dalgada gözlenememiş, öyleyse eğer ışık bir dalga ise güneş ile dünya arasındaki madde olmayan boşluğu nasıl geçipde gelebiliyor ? sorusu bilim inanlarını meşgul etmiş..
Sonuçta tüm boşluğu dolduran bir akışkanın var olduğu ve ışığın bu akışkanı kullanarak güneşten dünyamıza geldiği (dalgalar şeklinde) teorisini ortaya atmışlar. Maddeye tarihsel olarka ether adı verilmiş
Michelson ve Morley adlı bilim adamlarıda bu akışkanın varlığını ispatlamak üzere (ironik olarak) bu deneyi kurgulamışlar.
Kurgu yaklaşık olarak şöyle;
Güneş ve Dünya bu akışkanın içerisinde dönmekte, akışkan içerisinde hareket eden cisimler akışkanda bir hareket meydana getirirler bu akıntı diyeceğimiz olguya "ether rüzgarı" demişler.
Michelson ve Morley bir düzenekle birbirine dik doğrultuda iki ışık kaynağından çıkan ışıkları kesiştirerek interferometre adı verilen cihazla girişim desenleri oluşturup rüzgarın dolayısı ile ether'in varlığını ispatlamaya
çalışmışlar .
Teknik düzenekler Kurulduktan sonra deney yapılmış hemde pekçok kez ancak hiç bir girişim gözlenememiş buradan iki sonuç çıkarmışlar.
1 -- Esir yok 2. Dünya dönmüyor.
Sağduyu 2. maddeyi kabul etmediğinden, Esir yok denmiş
Bu noktada; benim düşüncelerime bu kadar yakın bir deneyin tarihte yapılmasından memnun oldum ancak buna rağmen benim vardığım sonuçlara varılamamasını anlayamadım ve deneyi inceledim.
Deneye bugünkü bilgiler ışığında tekrar bakıldığında, önemli eksiklikler göze çarpıyor.
En önemlisi deneyin ön koşulları ve kabulleri bu nokta benim baktığım açıdan son derece eksik o tarih için normal olan bu durum deneyin bugün tekrar yapılmasını gerekli kılıyor.
Madde - 3
Ama şimdi yeni bilgilere ihtiyacım vardı. Çünkü bu çarşaf sadece bir araçtı bir modelleme halbuki ben gerçekte ne olduğu ile ilgileniyordum Uzay-zaman eğriliği (Riemann geometrisi) ile bunu açıklamışlardı ama
İzafiyet teorisine göre hiç bir madde ışık hızında hareket edemezdi !!!
ACABA ? Gerçekten öyle miydi. ?
İşte bu soru benim maddeyi araştırmaktaki hareket noktam oldu.
Madde daha doğrusu kütle denilen şey neydi ?
Eğer kütleçekim bu eğriliğin sonucundan ibaretse, kütlede bu eğriliğin bir ölçüsü idi, yani ortada kütle yokken eğriliği meydana getirirsek kütleyide meydana getirebilirdik. Aslında Fizik bunuda biliyordu. İvmeli hareket eden madde parçacıkları, durgun olduğundan daha fazla bir kütleye sahip oluyorlardı.
Öyleyse maddenin ışık hızında gittiğine sonsuz kütleye ulaşacak olması bir yanılsama idi. Mekanik tarzdaki pozitivist düşünce 2 + 2 = 4 demişti ama matematik gerçek evren değildi. Gerçek evrenin çok benzeyen bir modeliydi.
Olay şöyle gerçekleşiyor olmalıydı. Bir madde parçacığı ışık hızında hareket ettiğinde hareket yönünde uzay zamanın integralini alacak (elektrik-manyetik alan (sin -cos)) dolayısı ile o noktada eğriliği sonsuza yakın bir
çukur (parabol oluşacak) (sanal bir karadelik) dışarıdaki bir gözlemci parçacığın kütlesini değil (parçacık + çukurun eğriliği) ölçeceğinden parçacık kütlesini sonsuz olarak ölçecek.
Tabiki sonsuz kütleli parçacık mevcut olamayacağından varacağı sonuç;
"Hiç bir maddesel parçacık ışık hızında hareket edemez". dir.
Ancak maddesel parçacığımız ışık hızında hareket etmiştir. Önemli olan bakış açısını değiştirmektir.
Eğer parçacık ışık hızında hareket edebiliyorsa bundan daha hızlı hareket etmesini engelleyen nedir ?
Ya da ışık neden daha yüksek bir hızda hareket etmemektedir ?
Ayrıca uzay-zaman düzlemi her noktada varsa madde bu düzlemlerden dik doğrultuda geçtiğinde neden bir engelle karşılaşmamaktadır. 3 boyutlu evrende bu düzlemi nasıl tanımlamalıyım ?
İşte bu sorulardan sonra daha fazla bilgi edinmem gerektiği sonucuna vardım kitaplardan ve çeşitli yollarla çeşitli disiplinler hakkında bilgi edindiğim uzun bir süreç geçirdim.
Şu anda sanki bir günlük bir hadise imiş gibi anlattıklarım aslında yıllar süren fasılalı süreçlerdir.
Akışkanlar dinamiği ile ilgili bulduğum bir kaynakta şaşırtıcı bir biçimde sıvı içerisinde hareket etmekte olan bir ses dalgasının yayılım hızını veren formülü gördüm.
Bu denklem ile Einstein'ın ünlü E = mc^2 ; c ^2 = E / m formülü ile analoji içeriyordu. a^2 = K / p(rho) şeklinde...
işte bu analoji başka bir fikir verdi bana..
Uzay-zaman eğriliğini oluşturan matematiksel model aslında fiziksel gerçek bir duruma yani bir sıvıya karşılık geliyordu.
Ancak bu sıvının özellikleri henüz bilinmiyordu. Ama etkilerinden en az birini gözlemliyorduk. Bu ise sıvı varlığına kanıt olabilirdi. Bu gözlem şu idi.
IŞIK HIZI'nın değeri.
Işığın hareket tarzı, evrendeki en ideal hareket tarzı idi öyleki oluşturduğu parabol çukurunun, sonsuz eğrilikte olduğunu İzafiyet denklemlerinden biliyoruz. Bu eğrilikte olması gereken hız mantıken sonsuzdur.
Öyle ise hangi etken ışık hızını C 'de sabitlemiştir ?
Cevap: Uzay-zaman'ı oluşturan akışkan sabiti; ışığın o hızda sabitlenmesi sonucunu doğurmaktadır.
Peki bilim bugüne kadar bu yönde bir çalışma yapmış mı idi ?
Cevap: Evet , Michelson-Morley Deneyi
(Ancak sonuç yanlış yorumlanmıştı ayrıca deneyin önkabulleride eksikti.
Dolayısı ile bu deneyden çıkan sonuç sıvının var olmadığı idi.)
Bu ise başka bir yazı konusu..
İzafiyet teorisine göre hiç bir madde ışık hızında hareket edemezdi !!!
ACABA ? Gerçekten öyle miydi. ?
İşte bu soru benim maddeyi araştırmaktaki hareket noktam oldu.
Madde daha doğrusu kütle denilen şey neydi ?
Eğer kütleçekim bu eğriliğin sonucundan ibaretse, kütlede bu eğriliğin bir ölçüsü idi, yani ortada kütle yokken eğriliği meydana getirirsek kütleyide meydana getirebilirdik. Aslında Fizik bunuda biliyordu. İvmeli hareket eden madde parçacıkları, durgun olduğundan daha fazla bir kütleye sahip oluyorlardı.
Öyleyse maddenin ışık hızında gittiğine sonsuz kütleye ulaşacak olması bir yanılsama idi. Mekanik tarzdaki pozitivist düşünce 2 + 2 = 4 demişti ama matematik gerçek evren değildi. Gerçek evrenin çok benzeyen bir modeliydi.
Olay şöyle gerçekleşiyor olmalıydı. Bir madde parçacığı ışık hızında hareket ettiğinde hareket yönünde uzay zamanın integralini alacak (elektrik-manyetik alan (sin -cos)) dolayısı ile o noktada eğriliği sonsuza yakın bir
çukur (parabol oluşacak) (sanal bir karadelik) dışarıdaki bir gözlemci parçacığın kütlesini değil (parçacık + çukurun eğriliği) ölçeceğinden parçacık kütlesini sonsuz olarak ölçecek.
Tabiki sonsuz kütleli parçacık mevcut olamayacağından varacağı sonuç;
"Hiç bir maddesel parçacık ışık hızında hareket edemez". dir.
Ancak maddesel parçacığımız ışık hızında hareket etmiştir. Önemli olan bakış açısını değiştirmektir.
Eğer parçacık ışık hızında hareket edebiliyorsa bundan daha hızlı hareket etmesini engelleyen nedir ?
Ya da ışık neden daha yüksek bir hızda hareket etmemektedir ?
Ayrıca uzay-zaman düzlemi her noktada varsa madde bu düzlemlerden dik doğrultuda geçtiğinde neden bir engelle karşılaşmamaktadır. 3 boyutlu evrende bu düzlemi nasıl tanımlamalıyım ?
İşte bu sorulardan sonra daha fazla bilgi edinmem gerektiği sonucuna vardım kitaplardan ve çeşitli yollarla çeşitli disiplinler hakkında bilgi edindiğim uzun bir süreç geçirdim.
Şu anda sanki bir günlük bir hadise imiş gibi anlattıklarım aslında yıllar süren fasılalı süreçlerdir.
Akışkanlar dinamiği ile ilgili bulduğum bir kaynakta şaşırtıcı bir biçimde sıvı içerisinde hareket etmekte olan bir ses dalgasının yayılım hızını veren formülü gördüm.
Bu denklem ile Einstein'ın ünlü E = mc^2 ; c ^2 = E / m formülü ile analoji içeriyordu. a^2 = K / p(rho) şeklinde...
işte bu analoji başka bir fikir verdi bana..
Uzay-zaman eğriliğini oluşturan matematiksel model aslında fiziksel gerçek bir duruma yani bir sıvıya karşılık geliyordu.
Ancak bu sıvının özellikleri henüz bilinmiyordu. Ama etkilerinden en az birini gözlemliyorduk. Bu ise sıvı varlığına kanıt olabilirdi. Bu gözlem şu idi.
IŞIK HIZI'nın değeri.
Işığın hareket tarzı, evrendeki en ideal hareket tarzı idi öyleki oluşturduğu parabol çukurunun, sonsuz eğrilikte olduğunu İzafiyet denklemlerinden biliyoruz. Bu eğrilikte olması gereken hız mantıken sonsuzdur.
Öyle ise hangi etken ışık hızını C 'de sabitlemiştir ?
Cevap: Uzay-zaman'ı oluşturan akışkan sabiti; ışığın o hızda sabitlenmesi sonucunu doğurmaktadır.
Peki bilim bugüne kadar bu yönde bir çalışma yapmış mı idi ?
Cevap: Evet , Michelson-Morley Deneyi
(Ancak sonuç yanlış yorumlanmıştı ayrıca deneyin önkabulleride eksikti.
Dolayısı ile bu deneyden çıkan sonuç sıvının var olmadığı idi.)
Bu ise başka bir yazı konusu..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)